Tuğba Dalkılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuğba Dalkılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2011 Cuma

FOTOĞRAFLARI KONUŞTURAN ADAM

Bu kez de Farklı bakış açısıyla ve yaptığı kaliteli işlerle dikkat çeken bir isimle tanıştıracağım sizleri sevgili okurlarım… Esprili kişiliği, hayatı tiye alan tarafıyla yaşamdan zevk aldığı her halinden belli oluyor. Öyle ki bunu yaptığı işlerden, çektiği fotoğraflardan da rahatlıkla anlıyorsunuz. Eğer televizyon programlarının nasıl çekildiğini ve bir fotoğrafa nasıl anlam yüklenmesi gerektiğini merak ediyorsanız doğru sayfadasınız. İşte karşınızda program yönetmeni ve fotoğrafları konuşturan adam DUYGU GENÇ…


Önce hangi kimliğinden başlasam bilemedim çünkü ikisi de yetenek ve fazlasıyla ilgi isteyen işler ve sen ikisini de profesyonel anlamda yapıyorsun. Ben karar veremedim, o halde sen söyle, hangisi senin için daha vazgeçilmez?  Fotoğraf çekmek mi? Program ya da haber yönetmek mi?
Benim için her ikisi de vazgeçilmez elbette. Aslında bir anlamda her ikisi de birbirine benzeyen uğraşlar. Benim için fotoğrafçılık ve yönetmenlik arasındaki fark şu; yönetmen olarak hayatımı kazanıyorum, fotoğrafçı olarak da eğleniyorum. Ama her ikisi ile de uğraşırken titizliği elden bırakmamak için çok çaba sarf ediyorum. Yaklaşık 20 yıldır televizyon dünyasındayım ve bu bana fotoğrafçılık gibi çok zevkli bir uğraşı da armağan eden ve onunda sürekliliğini sağlayan bir meslek. Dolayısıyla yönetmenlik tarafıma biraz daha borçluyum sanki.

“ BU ÜLKE DE ÇOK AZ İNSAN ÇOCUKLUK HAYALLERİNE ULAŞABİLİYOR!”

Anlaşılan o ki yönetmenlik vazgeçilmezin. Peki çocukluk hayallerini mi süslerdi yoksa kader mi sana armağan etti? Nasıl başladı bu serüven?
Çocukluk hayallerimi süslerdi demek çok iddialı olur sanırım. Bu ülkede çok az insan çocukluk hayallerine ulaşabiliyor. Ben şu anlamda şanslıyım; Ankara iletişim fakültesi bitmek üzereyken ülkede özel televizyonlar kuruldu. Bu da benim kuşağımdan, özellikle iletişim okuyan insanlara kapılar açtı. Birçoğumuz daha okul bitmeden TV’lerde çalışmaya başladık. Televizyonculuğun, gazeteciliğin teorisini ve etiğini okuldan ama asıl tekniğini, işletmesini, işlerin nasıl döndüğünü de ikinci okulumuz diyebileceğim iş dünyasından öğrendik biz. Bu TV yönetmeni oluşumun kısa hikayesi. Fotoğrafçılık daha eski bir hikaye. Ben ilkokul yıllarında yaz aylarında memleketim olan Amasya’da bir fotoğrafçının yanında çırak olarak çalışırdım. Fotoğrafın şimdiki gibi dijital olmayan mutfağıyla o zamanlar tanıştım. Belki de bugünlerde kullandığım kadraj estetiği, o günlerden kalmadır.


Aslında çok riskli bir iş neticede canlı yayın her an her şey olabilir. En büyük zorluğu da bu olsa gerek peki başka ne tür zorlukları var?
Televizyonculuk bir ekip işi… Özünde tek başına hiç kimse bir şey değil bu işte. Ama ekip sorumlu ve uyumlu çalışırsa iyi işler hatasız olarak çıkıyor. Canlı yayınlar da bu uyumun en üst noktası. Çünkü hatanın telafisi çoğu zaman mümkün olamıyor. Herhangi bir hata, anında izleyicinin karşısına çıkıyor. Reji ekibinin nabzını iyi tutmak, onları anlamak ve ona göre bir üslup geliştirmek de bir yönetmenin dikkat etmesi gereken en önemli konu bence. Dünyanın en iyi, en usta yönetmeni de olsanız, eğer ekibinizle geçinemiyorsanız iyi iş çıkaramazsınız. Çünkü rejide herkes birbirine muhtaçtır bana göre. Bir de sizin tüm uyumunuza rağmen, elinizde olmayan bazı sorunlar çıkabiliyor yayında. Mesela program konuğunuz trafiğe takılıyor ve yayına yetişemiyor veya bir başka şehirden bağlanması gereken konuğunuz teknik bir sorun nedeniyle yayına katılamıyor. Bu durumlarda bile bir şekilde o programı çıkarmanız gerekiyor.

Adeti bozmayalım ve soralım başından geçen ilginç bir olay var mı?
Elbette bunca yıl içinde birçok ilginç olay yaşadık. Hele de bir haberci olarak bu ülkenin son 20 yılını düşünürseniz neler var neler. Bu olayların bir çoğunu canlı yayınlarda, montaj odalarında, naklen yayın araçlarının içinde yaşadık tabiî ki. En ilginci ise rejinin silahlı adamlar tarafından basılmasıydı. Bir canlı yayında stüdyoda konuk olan siyasi bir lidere (ismini vermeyeyim) telefonla bir rakibi bağlandı ve çok sert konuşarak zor duruma soktu. Bunu hazmedemeyen siyasi liderin adamları da çalıştığımız rejiyi basarak sorumlu avına çıkmışlardı. Elbette kimseye bir şey olmadı ama yaşadığımız stres önemliydi.

Şu an kanal a televizyonunda beraber çalışıyoruz ama oldukça profesyonel bir geçmişe sahipsin nerelerde hangi görevlerde bulundun?
Ben bu mesleğin hemen her mutfağında görev aldım. Mesleğe arşivci olarak başladım. Daha sonra haber ve program montajcısı olarak çalıştım. Haber kameramanlığı yaptım. Canlı yayınların tüm görevlerinde, naklen yayın araçlarında yurtiçinde ve dışında değişik görevler yaptım. Yani mutfaktan mutfağa koşarak hem çalıştım hem piştim. TGRT, TV8, Al Jazeera İnternational, Alman ARD vs. birçok kanal ve haber ajansı için çalıştım. Şu anda Kanal A televizyonunun haber ve pogram yönetmenlerinden biriyim.


“FOTOĞRAF ÖYLE BİR BELGE Kİ EVRENİN TARİHİ BOYUNCA YAŞANAN TEK BİR AN’I DONDURUYOR.”

Gelelim objektifinden yansıyanlara… aslında her ikisi de birbirinden çok ayrı değil görüntüyü çerçevelemek, kompozisyonu yaratmak, ışığı, derinliği vermek hepsi hem fotoğraf çekerken önemli hem de programı yönetirken… peki bu iki uğraş birbirini nasıl etkiliyor?
Benim her iki uğraşım da birbirini olumlu yönde etkiliyor. Ben yanımda fotoğraf makinem olmadan dolaşmıyorum diyebilirim. Fotoğraf öyle bir belge ki evrenin tarihi boyunca yaşanan tek bir an’ı donduruyor. O an’a adanmış bir belge. Bir daha asla yaşanmayacak olan tek bir an için yanımda taşıyorum makinemi. Bir kuş, bir böcek fotoğrafı da olabilir, terör eyleminde çekilmiş bir patlama fotoğrafı da olabilir. Ne olduğu fark etmez; yaşanan o an bir daha olmayacak. Bu yüzden her fotoğraf önemlidir benim için. Bazen tek bir kare fotoğraf sayfalar dolusu metinden, dakikalar boyu çekilmiş bir belgeselden daha fazla şey anlatabiliyor. Bu yüzden seviyorum fotoğraf çekmeyi.

Son yıllarda oldukça revaçta olan bir uğraş fotoğraf çekmek ancak bunu layıkıyla yapabilmek için galiba sadece istemek yetmiyor yetenek de gerekiyor hele ki iyi bir şeyler yapmak farklılık yaratmak isteniyorsa… Arkandan gelen gençlere ne tür tavsiyelerin olur fotoğrafta iyi bir kompozisyon yaratmak konusunda?
Evet, artık cep telefonları sayesinde fotoğraf makineleri cebimize bile girdi. Fotoğrafçılık daha az zahmetli ve daha az masraflı bir uğraş oldu. Bu fotoğraf sanatının gelişmesi adına önemli bence… Elbette yetenekli olanlar, bu işe daha çok eğilenler sıyrılıyor kalabalıktan. İnternet sayesinde artık fotoğrafların yayınlandığı mecralarda çoğaldı. Bu işe yeni yeni ilgi duyan genç nesile tavsiyem iyi bir gözlemci olmaya çalışmaları, bol bol fotoğraf izleyerek gözlerini eğitmeleri. Ben doğru kadraj, iyi ışık ve iyi konunun bir araya geldiği bir fotoğrafın süper bir makine ile mi yoksa basit bir cep telefonu ile mi çekildiğine bakmıyorum. Bana fotoğrafın ne hissettirdiği daha önemli. En iyi makineye sahip kişi en iyi fotoğrafçı olamıyor, tıpkı en iyi marka daktiloya sahip kişinin Nobel Edebiyat Ödülü alamaması gibi…

BU SAYFALARDA DUYGU GENÇ’İN DONDURDUĞU SADECE BİR KAÇ ANI SİZLERLE PAYLAŞABİLDİM DAHA FAZLASI İÇİN www.fotopya.com.tr /portfolio/duge ADRESİNİ ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ.

DONDURULMAYA DEĞER GÜZEL ANLARINIZIN ÇOK OLMASI DİLEĞİYLE…  : )

Röportaj: Tuğba Dalkılıç / Fotoğraflar: Duygu Genç


KADIN DOĞUM UZMANI SN. PROF. DR. TARIK AKSU...

Herşeyin başı sağlıktır, öyle değil mi? Değerli okurlarım… Özellikle son yıllarda, medyadan da takip ettiğimiz, sağlıkta yaşanan skandallar, hastaneye giderken hiç aklımızdan çıkmıyor. Nitekim kolay değil canımızı, umutlarımızı kısacası hayatımızı emanet ediyoruz tedavi sürecinde hastanelere ve doktorlara. Sizde benim gibi mi düşünüyorsunuz? Güven en önemlisi… Şimdi sizi, kendinizi hiç korkmadan, gözünüz kapalı emanet edebileceğiniz bir hekimle ve yüksek teknolojiyle sağlıkta olmazsa olmazın, yani hijyenin buluştuğu bir hastaneyle tanıştırmak istiyorum… Prof. Dr. Tarık AKSU…


Öncelikle sizi tanıyalım hocam. Çok başarılı bir mesleki geçmişe sahipsiniz. Umutsuzca size gelen birçok hastanızın rüyalarını gerçekleştirdiniz. Nedir bu başarının sırrı?
1959 Ankara doğumluyum.  Hacettepe Tıp Fakültesi sonrası, 2 yıl mecburi hizmet, daha sonra tekrar Hacettepe, ihtisas sonrası 2 yıl Amerika Birleşik Devletleri, Doçentlik, Profesörlük ve HRS. Tam gün yasası nedeni ile Hacettepe’den bu yıl emekli oldum. Şu anda tam zamanlı HRS’deyim.  Öğretim Üyeliğinden, öğrencilerimden ayrılmak beni üzdü ama burada da hastalarıma daha yakınım,  daha fazla vakit ayırabiliyorum.  Bu da beni mutlu ediyor.

Uzmanı olduğunuz birçok alan var ama önce kadınlardan başlayalım. Kadınlarda en sık görülen hastalıklar hangileridir?
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak, uğraşı alanımız o kadar geniş ki… Hormonal problemler, infertilite, enfeksiyon hastalıkları, kanser, doğuştan veya sonradan olan anatomik, organik patolojiler ve doğum olayı. Tabiatın en büyük ve karmaşık mucizesinin bazen en başından yani; yumurta ve spermden başlayıp tüm sürecin takibi, gerekirse müdahalesi…

Peki, bu hastalıklardan nasıl korunabiliriz ve rutin muayene aralıkları ne kadar olmalı?
Örneğin, hanımlarda özellikle orta üreme yaşı sonrasının en sık görülen patolojisi Myomlar.  35 yaş sonrası oluşma riski %30’lara kadar çıkıyor.  Ağrı, kanama problemleri, çevre organ basılarına bağlı yakınmalar görülüyor. Oluşma riski yüksek, aile hikayesi var ve yumurtalık fonksiyonu devam ettiği sürece yani menopoza kadar büyüyüp, çoğalabiliyor.

Hanımlarda myomlar gibi benzer sıklıkta görülen menstruel düzensizlikler, kanama problemleri.  Sıklıkla yumurtalığın düzensiz fonksiyonuna bağlı oluşuyorlar.

Korunmak kısmen mümkün, ancak en önemlisi patolojiler tedavisi mümkün olmayan evrelere kadar gitmesin, ihmal edilmesin. Çünkü, bütün bu hastalıkların günümüzde tedavisi çok çeşitli yöntemlerle mümkün.  Bütün bunlar içinde düzenli kontroller gerekiyor. Hiçbir yakınma olmasa bile yıllık kontroller…

Kadınlar için oldukça önemli olan menopoz dönemine de bir değinelim istiyorum hocam. Şöyle ki; başlangıcı, etkileri, tepkileri her kadında farklı şekilde gözleniyor, öncelikle kadınların psikolojisini bu kadar etkileyen hatta depresyona kadar götüren bu süreç… Kısacası menopoz nedir?
Menopoz; Yani menstruel kanamaların bitmesi, bir başka ifade ile yumurtalık fonksiyonunun, yumurta yokluğundan dolayı bitmesi.  Tabiatın, memeli organizmanın bir gerçeği.  Her şeyin sonumu? Kesinlikle değil. Hayatın en olgun, en dengeli evresi…  Geçiş dönemindeki çoğu zaman sıkıntılı bir adaptasyon sürecinden sonra, biraz önce bahsettiğim en sık görülen patolojilerin görülmediği, hanımların kadın doğumculardan kurtuldukları dönem : ) Bu kısmen şaka, kısmen de gerçek.  Yanlış mesaj vermeyeyim; yıllık check-up lar ihmal edilmeyecek.

Son zamanlarda isminden sıkça söz ettiren ve bir umut kapısı haline gelen tüp bebek yönteminden de bahsedelim hocam. Nitekim bu konudaki en başarılı isimlerden birisiniz. Nedir tüp bebek yöntemi? Kendi içinde kaç gruba ayrılır ve en çok tercih edileni hangisidir ya da siz hangi yöntemi tavsiye edersiniz, neden?
Çocuk sahibi olamayan, yani infertil çiftlerin çocuk sahibi olabilmeleri için,  mutlaka ki iyi bir değerlendirme sürecinden sonra; tüp bebek uygulaması son on yılın en başarılı yöntemi.  Yöntem, uygulama başına %65’lere kadar çıkan gebelik oranı veriyor ki, normalde insanoğlunun aylık gebe kalabilme oranı en iyi hallerde %20.  Tüp bebek, yumurta ile spermin laboratuar ortamında döllenmesinin ardından, döllenmiş yumurtanın, yani embriyonun rahim içine yerleştirilmesi olayı.  Yumurta ile spermin döllenme olayı günümüzde artık mikroenjeksiyon denilen bir yöntemle mikroskop altında bizler tarafından yapılıyor. Yani sperm, yumurtanın içine enjekte ediliyor. Bu sayede daha yüksek bir döllenme oranı elde ediliyor. Başarıyı maksimize etmek çok çeşitli faktörlere bağlı…  Çiftlerde var olan faktörlerin tespitinden tutun ki, yumurtaların gelişimini sağlayan ilaçların seçimi, takip süreci, laboratuar şartları ve tüp bebek ekibinin teknik becerisi başarıda önemli rol oynuyor.

Tüp bebek yönteminin uygulandığı dönemde, anne ve baba adayları nelere dikkat etmeli?
İnfertilitenin tedavisi için tüp bebek yöntemi uygulanacak ise; öncelikle sürecin başından sonuna kadar kendileri ile ilgilenecek tecrübeli bir hekim seçimi çok önemli. Fiziksel şartları ve ekibi iyi merkez seçimi, ve bunlar kadar önemlisi de; uygulamanın ayrıntılı sürecini başlangıçtan itibaren bilip, primer hekimleri ve tüp bebek ekibi ile birlikte kararlı, bilinçli, kaygısız bir şekilde tedavi sürecini tamamlamak. Bunlar olur ise yukarda bahsettiğim maksimum oranları yakalamak çok mümkün.


“Amerika Birleşik Devletlerinin hastanelere verdiği JCI akreditasyon belgesine sahip ülkemizdeki ilk ve tek Kadın Hastanesiyiz.”

Kurucusu olduğunuz HRS Kadın Hastanesi, ismini çok başarılı işlere imza atarak duyurmaya başladı. Öncelikle tebrik ederim hocam. İşinde uzman bir kadro ve üstün bir teknolojiyle hastalarınıza hizmet veriyorsunuz. HRS nasıl doğdu sizden dinleyelim…
HRS’nin Türkçe açılımı; Sağlıkta araştırma yöntemleri. Yani temelde Üniversite Hastanelerinin yaptığı veya yapmaları gereken, araştırma, eğitim ve hizmet triadının özeldeki uygulaması amacı ile kurulmuş bir yapı.  Üçüncü senemizin içindeyiz.  Bir dal hastanesiydik, yani Kadın Hastalıkları ve Doğum dal hastanesiydik. Son bir yıldır branş ekleyerek büyüdük. Adımız artık Kadın Hastanesi.  Yani yine hanımlara hizmet veriyoruz ama bünyemizde çocuk hastalıkları, çocuk cerrahisi, genel cerrahi, üroloji, plastik cerrahi, dermatoloji ve fizik tedavi branşları da var. Bünyesinde tüp bebek ünitesi ile birlikte genetik merkezi de olan ülkemizdeki birkaç özel hastaneden birisiyiz. Amerika Birleşik Devletlerinin hastanelere verdiği JCI akreditasyon belgesine sahip ülkemizdeki ilk ve tek Kadın Hastanesiyiz.

Özellikle genetik laboratuarınızdan bahsetmek istiyorum çünkü birçok özel hastanenin dahi, bünyesinde bulunmuyor genetik bölümü siz hastalarınızı başka kurumlara yönlendirmeden burada yüksek teknolojiyle ulaştığınız sonuçları ilk elden veriyorsunuz hastalarınıza  
Tıp bilimindeki gelişme süreci gösteriyor ki; artık hastalıkların tanı ve tedavisinde esas süreç Genetik Biliminden geçiyor. Özellikle bizim de bünyemizde bulunan, moleküler genetikteki gelişmeler, hastalıkları artık ilaç veya cerrahi tedavilerle değil, hücrenin moleküler düzeydeki fonksiyon veya yapısal bozukluklarının tanısını koyup, tedavisini de yapmak yönünde.  Örneğin; kanserli hücrenin yapısını gen tedavisi ile normal hücre yapısına çevirmek. Bu süreç öyle bir süreç ki; insanoğlunun varlığından beri çaresi bulunamayan hastalıkların tedavisinin olabileceği, hatta yaşlanma sürecinin bile bitirilebileceği bir süreç.  HRS olarak bu konuda ülkemizde var olan en kapsamlı genetik laboratuarından birine sahibiz. Ve şu anda tek gen hastalıkları da dahil Genetik tanı için yapılabilecek tüm testleri bünyemizde yapabiliyoruz. Bundan sonraki hedefimiz; Gen Tedavisi…
Kök hücre ve kısırlık tedavisi de var hastaneniz bünyesinde, öyle değil mi?
Kısırlık tedavisi tabii ki var. Kök hücre çalışmaları için Sağlık Bakanlığı bir yıl önce; ‘’Bu tip çalışmaların yapılabileceği teknik donanıma sahip misiniz?’’ diye sordu.  Biz de olumlu yanıt verdik. Son bir yıldır, bakanlıktan Kök Hücre çalışmaları ile ilgili yönetmeliğin çıkmasını bekliyoruz.  Biz hazırız…

HRS’ye baktığımda gördüğüm; en iyisi olma yolunda çalışmalar yapan, hastalarına verdiği hizmeti titizlikle yürüten bir kuruluş. Bir kadın olarak, haliyle gözümden kaçmayan bir diğer nokta ise; hijyen. Bu konudaki hassasiyetiniz gerçekten görülmeye değer ve tüm odalarınız 5 yıldızlı otel konforunda. Üstelik medikal spa merkezi de bünyenizde mevcut. Peki, başka neler var HRS’de?

Aslında bütün bu tespitleriniz, bir hastanenin olmazsa olmazları.  Siz orada dünyanın en değerli varlığı, yani insan sağlığı ile uğraşıyorsunuz ancak, bu işin en temeli olan temizlik ve hijyenden mahrumsunuz.  Kabul edilebilir bir şey değil.  Durumunuz böyle ise siz sağlık hizmeti vermeyin.  Başka bir şey yapın… Bakın hastane ortamında en önemli şeylerden birisi de havalandırmadır.  Taze hava, filtre edilmiş hava.  HRS’nin binasında tüm ortamlarda emiş-veriş sistemi olan havalandırma yapısı mevcut ve tüm kritik alanlara HEPA sistemi olarak adlandırılan yüksek düzeyde partiküllerden arındırılmış havalandırma veriyoruz.  Yine binadaki su sistemi, tuvaletler dahil 5 aşamadaki filtre sisteminden geçtikten sonra kullanıma veriliyor. Ameliyathanelere ilave olara ultraviyoleden geçmiş su gönderiyoruz…
Röportaj. Tuğba DALKILIÇ
Fotoğraf . Onur ALTINIŞIK