24 Aralık 2011 Cumartesi

GALEA’DAN PASCAL GEÇTİ..

Ekim ayında Ankara Tepe Prime‘da hizmete başlayan Galea Güzellik&Kuaför Salonu, geçtiğimiz günlerde Pascal Nouma’yı ağırladı. Sakallarını düzelttirip cilt bakımı yaptıran Nouma, sempatik tavırlarıyla gönülleri yine fethetti. Güzellik Uzmanının kolundaki dövmeyi inceledikten sonra kendi vücudundaki dövmeleri göstermek için soyunan Pascal, bununla yetinmedi ve bir müşterinin saçlarını yıkadı. Nouma’nın Galea’ya geldiğini duyan Ankaralılar salona akın etti.

Basın kuruluşlarının da bulunduğu Galea’da, salonun sahibi Gül Uslu yaptığı açıklamada:
“-Başımızın tacısınız.- düşüncesiyle bay ve bayan müşterilerimize en iyi şekilde hizmet vermeyi, temizlik ve güvenlik anlayışı çerçevesinde misafirlerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz. Pascal’ın ziyaretinden çok memnun kaldık, salonumuza neşe getirdi.” dedi.


Arkadaşımız Şule Eryaz’la keyifli bir sohbet gerçekleştiren Nouma, dergimizde Burcu Esmersoy’u gördüğünde “Burcu ile birlikte fotoğrafımı çekin.’’ deyince objektifimize işte bu kare yansıdı.

13 Aralık 2011 Salı

as DERGİ SN. FATOŞ KABASAKAL RÖPORTAJI...

Kayahan’ın ‘’Bir Aşk Hikayesi’’ klibiyle televizyon dünyasına giriş yapan, ‘’Bez Bebek’’ dizisiyle çocukların ve ailelerin sevgisini kazanan, ekranların aranan yüzü… Tescilli Güzel, Başarılı Oyuncu ve Sunucu, ‘’para için her projede yer almam’’ diyen FATOŞ KABASAKAL’la her şeyi, as DERGİ okurları için konuştuk.


Merhaba Fatoş Hanım; Sizi sizden dinleyelim mi? Kimdir Fatoş Kabasakal?
Edirneli göçmen bir ailenin kızıyım. 2 kuşak önce Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Bulgaristan ve Arnavutluktan Edirne’ye göç etmişiz. 3 yaşından beri İstanbul’ dayım.

Genelde göçmenlerde bir duvar olur, daha geç açarlar kendilerini diğer insanlara. Sizde de böyle bir durum söz konusu mu?
Benim içinde böyle düşünürler. İlk izlenimde soğuk olduğumu söylerler. Ama diyalog ilerledikçe çok sıcakkanlı olduğumu söyleyenler çok olur. Aslında ailem öyle değil ilk diyaloglarında yıllardır tanışıyorlarmış gibi davranır ve çabuk kaynaşırlar. Edirneliler sıcak, kıpır kıpırlar Ama benim karakterim bana özel durum.
Bir güzel yanı daha var göçmen olmanın; uzun boyumu ve renkli gözlerimi buna borçluyum.

Eğitim durumunuz?
Ben Lise mezunuyum düz lise okudum. Üniversite okumayı çok istedim ama şartlar elverişli olmadı. 2 kez direkten döndüm. Sınava hazırlandım. Çekim vardı sette, yetişemedim sınava. Bir kez daha hazırlandım ve gene şartlar uymadı ama tekrar denemek istiyorum çünkü bir işte aksilikler üst üste gelince o işin eninde sonunda olacağını, olunca da en iyisi olacağını düşünüyorum. İnşallah olacak.

Bu camiada bulunmak için 19 yaş erken değil mi? Dezavantajlarını yaşamadınız mı?
Kendimi bilerek ve isteyerek bu yaşta başladım mesleğe. Çünkü erken olgunlaşmış biriyim ve 19 yaşındayken ayaklarım yere basıyordu, mantıklı düşünebiliyordum. Bu yaş benim için doğru yaştı. Yaşın erken olmasının avantajını yaşadım çünkü zamanım vardı ve sindire sindire bir yerlere gelmek istedim. ‘’Ne oldum’’ olmak istemedim. Doğal olarak da 19 yaş bana avantaj sağladı. Eğer, sırf göz önünde olmak için her projede yer alsaydım işte o zaman dezavantajını yaşadım ama benim her şeyin zamanında ve yavaş ilerlemesi gerektiğini düşündüğüm için bu durumu avantaja çevirdim ve artısını yaşadım.

İnşallah… Sunuculuk ve oyunculukla ilgili eğitim aldınız mı?
Ekol Drama Oyunculuk Okulu’nda oyunculuk eğitimi aldım. Sunuculuğa dair herhangi bir eğitim almadım. Hep yapmak istediğim bir işti, çocukluğumdan beri… Hayatta hiç bir şey pat diye olmaz, hiçbir şey tesadüf değil, şans da değil bunun adı çünkü ben bunu istiyordum. Çok fazla kitap ve gazete okuyor, televizyon izliyorum. Bunları hem oyunculuk adına hem sunuculuk adına yapıyorum. İnsanlar sunucululuk eğitimi almadığımı duyunca çok şaşırıyorlar. 2-3 günde bir mutlaka gazeteleri sesli şekilde okurum. Haber okuyormuş gibi, tek tek noktasına virgülüne dikkat ederek. Canlı yayına çıkmadan önce yapılan ağız hareketleri var. Tiyatrocuların da yaptığı ağız egzersizleri... Ağız ve dil açma üzerine. Bunları Tiyatro hocalarına sorarak uyguluyorum. Belki bir yerde eğitim almadım ama kendimi çok fazla araştırmaya ve geliştirmeye adadım. Çünkü işimi çooook seviyorum.


Defne Samyeli benim idolüm.

En beğendiğiniz ya da idolünüz olan sunucu kim?
Kesinlikle Defne Samyeli... Çok beğeniyorum, idolüm diyebilirim.

Görsellik televizyon camiası için sizce ne kadar önemli?
Açıkçası çok önemli her alanda geçerli bu. Bir yere baktığınızda ilk önce güzel olan ilginizi çeker değil mi? İnsanlar içinde böyle. İnsanlar size baktığında içinizi görmüyorlar. İlk intiba bu. Güzel olmak, yakışıklı olmak önemli ama sadece bu yetmez. Artıdır bu özellikler ama zekanızı ve yeteneğinizi görselinizle birleştirebiliyorsanız işte o zaman bir anlamı ve artısı oluyor.

Güzel olmak avantaj mıdır yani?
Aslında hem avantaj hem dezavantaj çünkü işinizi güzel yapsanız da, insanlar sanki sırf güzel olduğunuz için ekranda olduğunuzu düşünüyorlar. Önemli olan bu dezavantajı zekanızla avantaja çevirmek.


Çocuklar boynuma atlıyor.

Bez Bebek’ten sonra çocuk hayran kitleniz artmıştır. Rolünüz gereği kötü karakteri canlandırıyordunuz. Çocuklar sizi gördüklerinde nasıl tepki veriyorlardı?
Çok fazla takipçim var çünkü dizinin hala tekrarları dönüyor Fox Tv’ de. Çocuklar, nefret etmek bir kenara dursun, çoook seviyorlar ve simge abla diye boynuma atlıyorlar. Bu da beni çok şaşırtıyor çünkü bu projeye başlarken bu kadarını tahmin etmemiştim. Çok mutluyum bu projede yer aldığım için. Bu dizide yer almak benim hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biri oldu. Çok doğru bir karar vermişim. Bugünkü çocuklar, yarının büyükleri ve ben şimdiden yatırımımı yaptım diye düşünüyorum. Dizide Simge karakteri hep kötü değildi. Bir bölümde kötüyse diğer bölümde çok gülüyordu izleyici ya da haline üzülüyordu. Ben rolümü oynarken sevimli kötü oldum. Çok sevdiler simgeyi ve tüm ekip arkadaşlarımı.

Rolün üzerinize yapışması ve dizinin tekrarlarının yayınlanması sizi rahatsız etmiyor mu?
Rahatsız olmuyorum aksine mutluyum. Yeni nesil çocuklar da eklendi dizi izleyicisine ve artık onlarda tanıyorlar beni.

Basında cüretkar pozlarla yer alırken, çocuk dizisinden teklif gelmesi sizce de biraz enteresan değil mi?
Nelson için Kapadokya’da mayo çekimi yaptık. Bunlar da estetik fotoğraflardı ve marka yüzü olarak bulundum. Yolun henüz başındayken çok iyi bir markadan, marka yüzü teklifi gelince kabul ettim. İyi de yapıtım çünkü bana getirisi oldu. Bu tarz çekimlerde bulunmuş, defilelere çıkmış ya da dergilerde kullanılsın diye fotoğraf çekilmiş isimler de dizilerde yer aldı. Absürd durmuyor tam tersi çok estetik duruyor, ben de estetik buluyorum ve baktığımda hoşuma gidiyor. Önemli olan; gelen role tamamen bürünebilmek.


Bir yandan ciddi sayıda erkek hayranlarınız, diğer yandan çocuk hayranlarınız… Biraz tezat durmuyor mu? : )
: ) erkek hayran durumu hımmm vardır ama çok fazla yaşamadım : ) Daha ziyade anne ve çocuk hayranım fazla, bu da Bez Bebek’ten dolayı… Erkek hayran da aslında diziyle alakalı mesala; bir mekanda ailecek bulunan çiftler beni gördüklerinde selam verip konuşuyorlar ve çok sıcak davranıyorlar.Sohbet ediyoruz ve çok mutlu oluyorum.

Peki, rahatsızlık ya da sapkınlık boyutunda bir hayranlık olayı yaşadınız mı? Uygunsuz teklif aldınız mı?
Bu tarz uygunsuz teklifler almadım. Hiç böyle bir şey yaşamadım, benim başıma gelmedi Allah’a şükürler olsun. Herkesin olduğu kadar benim de var. Gördüklerinde konuşmak ya da fotoğraf çekilmek isterler. Sohbet eder ve fotoğraf çektiririm.

Bir proje teklifi geldiğinde, ailenize danışır mısınız?
Kararlarıma ailem saygı duyar ama ben mutlaka sorarım aileme. Onlar da fikir verir ama en son karar benim ve ajansımındır.(TÜMAY ÖZOKUR AJANS). Ailem her zaman destekçimdir çünkü 9 yıldır onları üzecek her hangi bir durum yaşamadım.

Şafak Sezer ve Binnur Kaya gibi çok başarılı komedi oyuncularıyla aynı dizide oynamak nasıldı?
Çok büyük şanstı ama bir yandan da onların yanında küçük bir çocuk gibi kalıyorsunuz. İşin ustaları onlar ve sayfalar dolusu ezber yapabiliyorlar. İlk bölüm konsantre olmak çok zor oluyor ve haliyle tedirginlik yaşıyorsunuz ama bunu içimde yaşadım. Belli etmedim bu tedirginliğimi. Başak burcuyum, mükemmeliyetçi bir yapım var. Bir projeyi kabul ettiğimde çok hazırlıklı giderim, 4x4’lük ezberlerim. Zaten o kadar sıcaklar, öğretici ve destekleyiciler ki ilk günden atlattım bu durumu. Özellikle Binnur Kaya’yı çoook beğeniyorum.
Berna Laçin ve Mehmet Ali Erbil’le de aynı projede yer aldım. Berna Hanım bir röportajında; ‘’Fatoş yetenekli, güzel ezberliyor’’ demiş. Çok önemli bir konu bu çünkü aynı usta oyuncularla aynı projede yer aldığında dengeyi koruman, onlara yetişmen, altta kalmaman gerekiyor. Ben de elimden geleni yaptım ve Allah’a şükür hiç mahcup olmadım, İnşallah bundan sonra da olmam.

Hırslı bir kişiliğiniz var değimli?
Hayır, azimli ve çalışkanım.

O zaman buna gerektiği kadar hırs diyelim mi?
Evet, çünkü hırsın fazlası zarar. Fazla hırs bana çok uzak. Dozajında hırsa evet, fazlasına hayır.

Peki, kadınlar nasıl? Kıskançlık seziyor musunuz bakışlarda? : )
: ) Zaman zaman yaşıyorum ama kendine güveni olan özgüveni yüksek kadınlarla böyle bir sıkıntı yaşamıyorum. Özgüveni olmayan kadın kıskanır. Ben takılmıyorum böyle şeylere.Her kadın gibi benim de başıma geliyor ama ciddiye almıyorum.

Kadın meslektaşlarınızdan bu tarz kıskançlıklar sezdiniz mi?
Şimdiye kadar birçok güzel kadınla aynı projede rol aldım ama hiç böyle bir şey hissetmedim. İçlerinde yaşadılar mı bilmiyorum. Ben de böyle düşünmedim. Aksine ailemden biri olarak görüyorum. Çekişmek ya da kıskanmak yerine ne kadar samimi, ne kadar arkadaşça olursa o kadar güzel işler çıkıyor. Arkadaşlarıma ve işime sevgimi veriyorum.

Güzel kadın deyince kim geliyor aklınıza?

: ) Türkiye’de? : )
Çoğunlukla aynı fikirdeyim. Herkes gibi Tuba Büyüküstün diyorum.

Bu camiada dostluk olmadığını düşünüyor musunuz?
Yakın dostum yok camiada ama böyle düşündüğüm için değil. Proje devam ederken çok güzel dostluklar kuruluyor ama o iş bitince, insanlar farklı projelere başlayınca yoğunluktan görüşemiyorsunuz.

Bu söyleminiz daha çok bahane gibi durdu. Ne kadar yoğun olursanız olun, en azından telefonlaşabilirsiniz değil mi?
Doğru söylüyorsun. Olmadı ama neden olmadı bilmiyorum. İş devam ederken dostluk kurduk ama iş bitince maalesef kopuyorsunuz. Yeni proje başladığında yeni insanlarla arkadaşlık başlıyor.

Türkiye’de örnek aldığınız oyuncu kim?
Vahide Gördüm, Hümeyra, Haluk Bilginer

Mehmet Günsur’la, başrol oynamak isterim.

Başrolü paylaşmak istediğiniz erkek oyuncu kim olabilir?
Mehmet Günsur’la oynamayı çok isterim. Çok başarılı bir oyuncu. Oyunculuğunu ve duruşunu çok beğeniyorum.

Çok yakışıklı değil mi aynı zamanda? : )
Evet, aynen öyle çok yakışıklı. : )

En büyük pişmanlığınız?
Hiçbir pişmanlığım olmadı. ‘’Keşke’’ yerine ‘’iyi ki’’ derim hep. Yaşadığım tecrübeler Fatoş Kabasakal yaptı beni, olgunlaştırdı ve ders çıkardım yaşadıklarımdan ve karakterimi oluşturdu. ‘’Keşke’’ demeyi sevmiyorum. Her şeye ‘’iyi ki’’ diyorum.

Kayahan klibi, dönüm noktam oldu.

Sizin için dönüm noktası olduğunu düşündüğünüz proje ya da olayı anlatır mısınız?
Bez bebek olarak düşünebilirler ama tam olarak bu değil. Bez Bebek de benim için dönüm noktası sayılır ama öncesi var. Kayahan’ın Bir Aşk Hikayesi klibinde oynadım ve çok iyi tepkiler aldım.  Sonrasında özel bir televizyon kanalından sunuculuk teklifi aldım. Bu klip benim tanınırlığımı ve iş tekliflerini artırdı.

Reklam-dizi oyunculuğu, sunuculuk ve kısa süreli de olsa modellik… Kariyerinize eklemek istediğiniz başka bir meslek var mı?
Sinema oyunculuğunu çok istiyorum. Bir çok sinema filmi teklifi aldım ama bana uygun değil gelen roller.

Nasıl teklifler geldi? Uygun değildi derken neyi kastediyorsunuz?
Beni zorlayacak bir proje değildi, gişe kaygısıyla hazırlanmış projelerdi. Para için her projede yer almadığım gibi her sinemada filminde de yer almam. Oynayacağım sinema filmi, herkesin arşivinde yer alacak kalitede olmalı. Sanatsal ya da mesaj kaygısı olan bir projede yer almak istiyorum.

Yakın zamanda yeni bir proje var mı?
Yakın zamanda var görüştüğüm bir proje ama henüz net değil. Netleşmeden söylemem doğru değil. Ajansımla birlikte değerlendiriyoruz.

Sosyal Sorumluluk Projeleri sizin için ne ifade ediyor?
Açıkçası kampanya olarak yer almadım. Çünkü maalesef zamanla ilgili sorunlar yaşıyoruz 1-2 günlük projelerde yer aldım. Bu projeler benim için çok önemli, çok isterim her projede yer almayı. Her teklife de düşünmeden evet derim.

Hedefiniz ne?
Arşivlik sinema filminde yer almayı ve başarılı oyuncu dendiğinde benim de adım geçsin isterim.

En büyük hayaliniz ne?
Uçuk hayaller kurmadım hiçbir zaman. İyi bir evlilik yapayım, çocuklarım olsun ama kariyerime de devam edeyim isterim. Hepsini bir arada yürütmek isterim.

Nasıl bir eş olmalı?
Kendisiyle barışık, özgüveni yüksek olmalı..

‘’Oldum’’ dersen aşağı inersin.

İstediğiniz noktaya geldiniz mi?  
Hiçbir zaman ‘’oldum’’ demek istemiyorum. ‘’Oldum’’ dersen aşağı inersin. Daha çok zamanım var ama bir gün olsam da, olduğumu düşünsem de demeyeceğim.

Şansa ne kadar inanırsınız?
Şansa %50 şanstır. %50’si size kalmış.

Şanslı olduğunuzu düşünür müsünüz?
Elbette çok şanslıyım ki bu işi yapıyorum. Şanslıyım ki böyle fırsatlar çıktı karşıma. Çok şanslıyım ki hobi olarak gördüğüm bir mesleği icra ediyorum ve bundan aynı zamanda para kazanıyorum. Gerçekten çok şanslı bir kadınım.

Alaylı olmak suç değil.

Mektepli olmak mı, alaylı olmak mı? Eğitim mi, yetenek mi?
Eğitimli olmak çok önemli ben de çok isterdim konservatuara gideyim. Okulda teorik var, sette pratik. İmkanı olan herkes okusun ama şartlar el vermedi, okuyamadım diye hedeflerinin peşini bırakmasınlar. Bu tarz platformlarda katılsınlar. Yetenek yarışmaları var mesela. Bu yarışmalara katılıp kendilerini mutlaka göstersin, hedefinin mutlaka peşinden koşsunlar. Alaylı olmak bir suç değil. Çok başarılı isimler de var alaylı olan. Nasıl her eğitim alan başarılı olamıyorsa, yetenek yoksa; eğitimsiz de yapamaz diye bir şey yok. Önemli olan yetenek ve kendini geliştirebilmek.

Her eğitimini alan kişi oyuncu, sunucu, manken olabilir mi?
Tabiî ki olamaz. Eğitim almadığım halde nasıl yapıyorsam okulu bitirmiş olan da amacına ulaşamıyor. Yetenek ve şans çok önemli 2 faktör. Herkes tabiî ki bu işin eğitimini alsın eğitim alsın konservatuara gitsin ama gidemiyorsalar pes etmesinler. Ben de konservatuara gidemedim ama birçok oyuncuyla, oyuncu koçuyla çalıştım. Özel eğitimlerine katıldım. ‘’Başka ne yapabilirim kendimi daha fazla nasıl geliştirebilirim’’ diye düşünüyorum. Önemli olan işine aşık olmak, kafa patlatmak ve emek vermek. Benim yolum zor olan…

Gelen teklifleri neye göre değerlendiriyorsunuz?
Oyuncu kadrosu, senaryo, yapımcı vs çok iyi olabilir ama bana gelen rol önemli karar vermemde. Gene söylüyorum tek başıma karar vermiyorum ajansımla birlikte  karar veriyoruz. Ayrıca yönetmen ve eski bir oyuncu arkadaşım var onlara ve aile fikir sorarım. Herkese danışırım ama son karar benim ve ajansımındır. Özetle bir proje beni heyecanlandırıyorsa kabul ederim.

Kurşun Billal’le ilgili neler söylemek istersiniz?
Çok sevmiştim, tekliften sonra izledim ve çok beğendim. Çok başarılı bir projeydi. Çok talihsiz bir döneme geldi çünkü çok fazla dizi vardı ve böyle arada kaynadı gitti.

Son zamanlarda bir dizi furyasıdır gidiyor. Bu kadar dizi olması, her dizinin izlenme ihtimalini düşürmüyor mu?  Siz ne düşünüyorsunuz? Yormuyor mu bu kadarı seyirciyi?
Ben açıkçası çok dizi olmasına seviniyorum. İyiler kalıyor, kötüler gidiyor. İzleyiciye uyan kalıyor, uymayan gidiyor ama arada çok başarılı projelerde kaynıyor. Bu da olumsuz tarafı. Gönül ister ki hepsi izlensin, bu sektörden para kazanmayı hedefleyen insanlar var. Sektörün gelişmesi için dizilerin fazla olması gerekiyor. Rekabet başarıyı getiriyor. Eskiden yapılan dizilerle, şimdikiler arasında gelişim açısından inanılmaz farklar var, gerçekten çok yol kat ettik. Çok çeşitli olmakta fayda var. 3-5 dizi olup da ‘’bunları izlemeye mahkumsun mantığından’’ iyidir. Seyirciye seçme şansı veriliyor.

Çok iyi iki diziyi aynı saate koymak, bir diziye bu talihsizliği yaşatmak değil mi?
Evet, çok kuvvetli dizilerin aynı saatte yayınlanması bana göre de kötü. Ama rekabet için yapılmak durumunda. Çok sıradan bir dizi, bakıyorsunuz 1. oluyor. Baktığınızda Cennet Bahçesi dizisi, başarılı oyuncuların yer aldığı düşük bütçeli bir projeydi ve tuttu, hala tekrarları oynuyor. Yıllar Sonra dizisi, büyük bütçeli bir projeydi eski ve yeni oyuncuların bir arada olduğu çok güzel bir projeydi ama yayından kalktı. İzleyici neyi seviyor, neyi sevmiyor, önceden tahmin edemiyorsunuz.

Şuanda devam eden dizi projelerinden hangisinde yer almak isterdiniz?
Farklı şeyleri severim. ‘’Leyla ile Mecnun’’ dizisini çok sevdim çok farklı bir proje. Şimdiye kadar ekranda gördüklerimiz gibi değil. Bez Bebek’ten rol arkadaşım var, Ege : ) Çok güzel bir dizi. Açıkçası böyle bir projede yer almayı ben de çok isterim.

Bir röportajınızda ‘’yapımcılar risk almayı sevmiyor’’ dediniz. Televizyon dünyası için risk almak çok zor değil mi?
Ama artık seviyorlar… Artık değişti. Bana farklı rol teklifleri geldi. Örneğin Deniz Çakır daha önce oynağı Yaprak Dökümü dizisinde kötü karakterken şuanda masum bir karakteri canlandırıyor, çok da güzel başarıyor. Böyle bir ters köşe yapabildi yapımcılar. Bunları kıyasladığımızda risk almaya başladıklarını ve artık risk almayı sevdiklerini görüyoruz. Bundan da çok memnunun açıkçası.

2010 yılı sizin için dolu doluydu ama şu ara neden göremiyoruz sizi ekranlarda. Daha mı seçici davranmaya başladınız?
atv Kurşun Bilal, türk max Fatoş’la Akıllı Alışveri ve tnt Dedikodu projelerinde yer aldım. Son bir yılda 3 proje vardı gene hayatımda. Evet, daha seçiciyim. Teklifler var ama dinlenme dönemindeyim şu ara.

Best Model Güzellik Yarışmasına katıldınız. Yarışma sizin için basamak mıydı?
Hayır, ben zaten Bez Bebek’te oynuyordum, yarışmaya katıldığım dönem. Şansımı denemek için katıldım.

Şans denemek mi, güzelliğinizi tescillemek mi? : )
Ne biliyim : ) Her ikisi de diyebiliriz. Özellikle birini düşünmedim açıkçası.

Yerinizde olmak isteyen bir çok güzel kadın varken siz mankenlik yapmıyorsunuz. Neden sevmiyorsunuz mankenliği?
Çok güzel bir meslek aslında. Kısa dönem denedim ama konsantre olmakla alakalı, esas yapmak istediklerimi tercih ettim. Kendime dönüm baktığımda, oyunculuk ve sunuculuk yapmak istediğimi fark ettim. Sebep tamamen bu. Meslek olarak devam etmek istemiyorum ama özel bir gece ya da projede yer alabilirim.

Aşık olduğumda karnımda kelebekler uçuşur.

Aşk ne demek Fatoş Kabasakal için?
Çok zor…  : )  Baktığınızda 3 harfli bir kelime ama onu anlatmak çok uzun sürer. Bilmiyorum ki… Çok güzel bir şey aslında. Herkesin başına gelmesini temenni ederim. Aşık olduğumda karnımda kelebekler uçuşuyor. : ) Çok farklı bir duygu aşk…

: ) Bu kelebekler hep uçuşur mu? Yoksa aşk bitmeye yakın, kelebekler güveye mi dönüşür ? : )
 : ) Aşk bitene kadar uçuşuyor. Önemli olan devamını getirebilmek ama bazen mümkün olmuyor. Aşk uzun ömürlü değil ama 2-3 sene de bitmez aşk. Çok gariptir aslında aşk, çok güzel bir şeydir ama bir yandan da bile bile acı çektirmektir kendine…

Yalnız mı yaşıyorsunuz?
Ailemle yaşıyorum.

Aile yaşantınız nasıl? Neler yaparsınız birlikte?
Boş zamanlarımda mutlaka aileme zaman ayırırım ama çalışmaya çok alışığım. Bu yüzden eve fazla vakit ayıramıyorum. Çünkü birde yoğunluktan dolayı görüşemediğim arkadaşlarım var, onlara da zaman ayırmam gerekiyor. Arkadaşlarımla sinemaya giderim Dengelemeye çalışıyorum her ikisini…

Kitap okumayı çok seviyorsunuz. En çok etkilendiğiniz kitap?
Mara Meimaridi’nin yazdığı İzmir Büyücüleri çok ilgimi çekti ve çok beğendim. Ayrıca Paulo Coelho'dan Simyacı. Bu iki kitap beni çok etkiledi ve çok beğendiğim kitaplar.

Polisiye rollere merakınız nerden kaynaklanıyor? Çocuklukla alakalı bir hayal mi yoksa?
Yoo… Denenmemişi denemek istedim. Kötü kız, iyi kız derken bir de polisiye istedim.

Şimdilerde ne denemek istersiniz?
Öğrenci ya da köylü kızı olabilirim.

Türk Malı’ndan da biliyoruz ki farklı ağızları başarıyla kullanıyorsunuz. Karadenizli ya da Egeli bir ağızla bir köylü kızı olabilir mi rolü?
Evet, dilim çok yatkın. Kısa bir öğrenim sürecinden sonra çok rahatlıkla yapabilirim.

Spor yapıyor musunuz? Fiziğinizi nasıl muhafaza ediyorsunuz?
Evet, fitness ve koşu yapıyorum. Haftada bir spor salonuna gidiyorum. Özel bir diyetim yok, normal besleniyorum. Aşırıya kaçmadan, her şeyi yiyorum ama azar azar yiyorum.

Hayvanlarla aranız nasıl? Hayvan besliyor musunuz?
Çok seviyorum ama alerjik hastalığımdan dolayı besleyemiyorum. Toz toprak ve tüy, polen her şeye alerjim var. Yün kazaklara varana kadar rahatsız ediyor beni. Büyük köpeklerden korkuyorum. Küçük köpekleri ve İran kedilerini çok, çok, çok seviyorum.

Modayı takip ediyor musunuz?
Herkes kadar takip ederim. Beğenirsem, yakıştığını düşünürsem alırım.

Giyim tarzınızı anlatır mısınız?
İddialı değilim bu konuda. Şıkıdım, tak takıştır giyinmeyi sevmem. Spor şıklığını seviyorum. Kot pantolon, tişört giyerim. Bunu şıklaştırmak için topuklu bir ayakkabı, bot, ceket yeter benim için. Kokoş değilim.

Hangi modacıları beğeniyorsunuz?
Raşit Bağzıbağlı ve Hakan Yıldırım.
Raşit Bey, Hakan Bey ya da Yıldırım Mayruk, bir defilesi için size mankenlik teklif etse kabul etmez misiniz?
O zaman olur canım, o zaman elbette olur. Çok özel isimler saydıklarımız. Hobi olarak yer alabilirim. Çok da memnun olurum.

Çoook keyifli oldu. Teşekkür ederim as okurlarına son olarak söylemek istedikleriniz?
Ben de sana teşekkür ediyorum. Ben çok keyim aldım. Telefonda yaptığım en uzun röportajım diyebilirim. : ) Ankara’yı çok seviyorum. Çok sevdiğim arkadaşlarım var. Nesrin İşçi de Ankara’da olan çok yakın arkadaşlarımdan biri, biliyorsunuz ajansı var Ankara’da. Eskiden çok sık gelirdim ama son zamanlarda yoğunluğumdan dolayı gelemiyorum ama en yakın zamanda Ankara’dayım.as DERGİ’yi de ziyaret edeceğim. : ) Tüm Ankaralılara sevgiler.

Röportaj. Hande Gece Irmaklar
Fotoğraf. Şahin Tuhan

5 Aralık 2011 Pazartesi

ÜÇ BOYUTLU TASARIMCI BERRİN AKYÜZ

1996 yılında tekstil sektörüne yeni bir soluk, yeni bir bakış kazandırmak amacıyla kurulan ve kurulduğu günden bu yana renkleri, nesneleri farklı kullanımıyla ve üç boyutlu çizgileriyle dikkatleri üzerine çeken New Ideas markasının yaratıcısı Ünlü Modacı BERRİN AKYÜZ’ le modayı, projelerini ve hedeflerini konuştuk. İşte; ‘’Modacı olmak; moda yaratmaktır’’ diyen AKYÜZ ve çarpıcı açıklamaları…

Moda, sizin için nasıl başladı?
Ev tekstili ile başlayan yolculuğumda, adına moda denilen
dünyaya attığım adımlar, beni bu noktaya getirdi. Atölyemi kurarken ev kadınlarını yetiştirerek başladım. Onların özgüvenlerini geliştirip, kendi ayaklarının üzerinde durmalarını ve söz sahibi olmalarını sağladım. Bu ilk hedefimdi. İkinci hedefim; eskileri yenilemek ve onları tekrar dünyaya getirip fonksiyonelliklerini arttırmak. Eski gelinliklerden vaftiz elbiseleri, perdelerden paltolar. İlk tiyatro deneyimim, Haluk Bilginer  Oyun Atölyesi’nin ilk oyununun kostümlerini hazırlamak olmuştur. Daha sonra bu kısıtlı ekibi genişleterek, Alman Başbakanının Türk gelininin düğününü Çırağan Sarayı’nda hazırlamak olmuştur. Bu bana, büyük işleri de tasarım ve imalat adına başarabileceğimin haberini vermişti.
Art arda gelen ev tekstili tasarımlarına bebek odalarıyla devam ettim. Hakan şükür, Fatih Akyel ve Hasan Şaş’ ın çocuklarına bebek odaları ile ilgili tasarımlar yaptıktan bir müddet sonra tekstile bu alanlarda devam ettim. Daha sonra çeşitli firmalara aksesuar tasarımları ve koleksiyonları hazırladım.
Özel düğünler,  gelinlikler, restoranlar ve cafelerden sonra ‘’Artık canlı bedenlerle birlikte olmalıyım ve onları giydirerek mutlu etmeliyim.’’ dedim. 2002’de bu yolda ağırlıklı çalışmalarım başladı. Alaçatı, Kuledibi ve Cihangir’de deneyimlerim oldu. Halen Cihangir ve Üsküdar(atolye)da devam ediyorum.

Neden Cihangir ve Alaçatı?
Cihangir, çünkü dokusuyla ve kokusuyla yaptığım işi buraya çok yakıştırıyorum. Tarzımla, dizaynlarımla ve görüşlerimle; Cihangir’e yakıştığım gibi, Alaçatı’ya da
yakışacağımı düşündüğüm için burayı seçtim.

Modacı olmak; moda yaratmaktır.

Modayı daha çok yabancı ülkelerden takip eden Türk insanının son dönemde Türk modacılarını daha yakından takip ettiğini görüyoruz. Bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir? 
Bu konuyla ilgili ancak şunu söyleyebilirim. Ben sadece doğayı ve dünyanın ahengiyle  ilgili olaylardan etkilendiğim ve birde işim insanlarla ilgili olduğu için, ihtiyaca yönelik fikirler beni etkiler. Yani geri kalan da renkler ve dokular  oluyor. Bunun içinde tabii ki dünya modacılarını ve düşüncelerini takip ediyorum. Ama Türkiye’deki birkaç ismin dışında, modacıyım demek çok zor. Modacının tanımı bana göre; moda yaratmaktır. Cemil İpekçi benim için modacıdır örneğin.


Ülkemiz tekstil üretiminde birçok ülkenin ilerisinde olmasına rağmen Türkiye'den hazır giyim ve aksesuar konusunda dünyaca kabul ve rağbet gören bir markanın çıkmamasını neye bağlıyorsunuz?
Bu benim için, gelişmekte olan toplumların yaptığı hatalardan. Bizde hiçbir modacı, egosunu aşamıyor. Tasarımcıların emeğini kullanıp, isimlerini egoları yüzünden ezip geçiyor. Destek vermeleri gerekirken, yok etmeleri;  gelişen tasarım ruhlarının yok olmasına sebep veriyor. Yani ‘’tekelimde tutarım çok kazanırım’’ derken genişleyemiyor ve çember bir gün kendini aşacakken daralıyor.  Sonra o büyük isimler sadece ‘’Paris’te, falan yerde muhteşem bir defile yaptı’’  şeklinde kalıyor.
Ya da birkaç tasarımcı bir araya gelip bir dernek adı altında etkinlikler yapıyor. Adına Fasihon Week  deniyor ama ne bir organizasyon ne de bir kalite sunuluyor. Sadece kendi isminden söz ettirip kendi adına bir şey yapabilen insanlarla, nereye kadar gidilirse, moda da oraya kadar gider Türkiye’de... Bana göre bu böyle.

Moda öğrencileri, eşofmanla ve uyuklayarak okullarına geliyor.

Yeni nesil moda tasarımcıları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Az emek, çabuk kariyer, çok para… İlke bu... Dolayısıyla mücadele, hırs ve aşk olmadan bunun başarıya dönüşmesi olanaksızdır. Aşkın olmadığı yerde sanat olamaz. Bu benim inanış biçimim. Dünyaya ulaşabilmemiz ve dünyanın da bizimle ilgilenip yeni bilinir tercih edilen markalar oluşturabilmemiz için gönül vermek ve olayı sahiplenmek gerek. Her şey sanat için… Bunun iş saati  olamaz, ilham gece de gelebilir... Her an beyin fırtınası devam edebilir ama bunları, yani bu enerjiyi işe dönüştürmek gerekir. Bunun için genç tasarımcılara da, eğitim süresinde lütfen yaratıcı olmaları için fırsat verilsin… İTÜ’de bir derse davet edildiğimde, moda okuyan öğrencilerin uyuklayarak okula geldiğine ve eşofmanla okul bitirdiğine şahit oldum. Keşke önce kendilerine sevgi duysalar, sonra mesleklerine diye düşünmüştüm…


Dünyaya borcumuz var.

Gelecek hakkındaki planlarınız neler?
Tüketen bir toplum olduk, bunun için dünyaya bir borcumuz var ve ben de sadece bunun için geri dönüşüm projeleri tasarlıyorum.

Bu konuda hedef ve misyonunuzu merak ediyoruz.
Hedefim; yani gitmekte olduğum yer; gittiği yere kadar. Misyonum; insanlara dünyanın bu yükü kaldıramayacağını anlatabilmek ve tüketen bir toplum olmaktan kurtulmak. Lütfen eskilerinizden kurtulmaya değil, onları yaşatmaya çalışın. Yıllarca çevrecilik yanımı, tasarımlarıma yansıtarak ilerledim.  Artık kumaşlarımı atmadım ve onları, ürünlerimi sunabilmek için poşet olarak diktim.

Markalaşma ve yeni mağaza açma konusunda ne gibi stratejiler belirlediniz?
Kendi markamı oluşturdum. Yeni mağazalar açmak ya da zincir olmak, modayla hiç barışık değil. Yürek ve bilek işi… Önce başarmak  gerekir. Şubeleşmek arzusu; kurumsallaşmaya yönelik ilk adımım oldu. İhtiyaca yönelik tasarımlarım, döneme ait tutkularım, farkı yakalama merakım, ilkelerimi oluşturuyor. Bunun yanı sıra aileme, bulunduğum ortama ve doğaya ait sorumluluklarımı hiç unutmadan ilerliyorum.


Gerçekleştirdiğiniz hedeflerinizden bahsedelim biraz da…
Evet. Çeşitli Kulüplere (Lions) Defileler, Rotary ye kostümler hazırladım. Hedefim arasında metropolde bir ilkokulun 23 Nisan etkinlik ve şenliklerinde yer almak vardı. Taksim İlköğretim Okulu’nun aralıklı 2 yıl da dans kostümlerini tasarladım ve hazırladım. Filmlere özel gala kıyafeti, dizilere ev tekstil ve kostümlerde destek verdim.

2012 İlkbahar-Yaz koleksiyonunuzda yer alan renkler ve parçalar nelerdir?
Tamamen sofistikelikten uzak,  çok renk ve desen… Bana göre içimden gelen bu… İnsanların canlanması, harekete geçmesi ve mutlu olması için.

3 Aralık 2011 Cumartesi

BARIŞ POLAT ve OLD SCHOOL TATTOO STUDIO

 
Dövme serüveniniz nasıl başladı?
12 yaşından beri dövmeye ilgim vardı. Her ne kadar annem karsı çıksa da 18 yaşına gelince, ilk isim dövme yaptırmak oldu.  Biri annemin adı, biri benim adım olmak üzere 2 dövme... Böylece annemin gönlünü almış oldum : ) Daha sonra 3 ve 4. dövmeyi de yaptırdıktan sonra bu yola baş koydum…
Uzun sure dövme üzerine tecrübe kazandıktan sonra da Ankara,  Tunalı Hilmi, Çelikler İş Merkezi’ndeki  Capital Ink ‘i devraldım ve OLD SCHOOL TATTOO STUDIO olarak dövme sektöründe insanlara hizmet vermeye başladım.

Ankara’lının dövmeye ilgisi nasıl?
Ankara’daki dövmeye ilgi her gecen gün artıyor ve eminim ki daha da artacak. Bundan 5 sene öncesini düşündüğümüzde, insanlar dövmeye bu kadar sıcak bakmıyorlardı ama şimdi her yaş grubundan insan dövme yaptırıyor. Bu, yeni yeni trend olmaya başlıyor… En güzeli ise; insanlar sonunda bir ömür boyu üzerlerinde taşıyabilecekleri bir sanat eseri ile yaşıyorlar…

En çok tercih edilen simgeler neler?
Bayanlarda; yıldız, kedi, melek özellikle de kelebek çok yaygın modellerden sadece birkaçı : ) Erkekler ise; daha çok güç simgelerini veya gene gücü simgeleyen hayvanları tercih ediyorlar…

Dövme yaptırmak isteyen misafirlerinize simgelerle ilgili önerilerde bulunuyor musunuz?
OLD SCHOOL‘da misafirlerime genellikle bir kaç model tercih etmelerini istiyor, öncelikle ne istediğini tam olarak tespit ettikten sonra onlara özel tasarım hazırlıyorum… Böylelikle model sadece kişiye özel oluyor.

Dövme stüdyosunda ve dövme sanatçısında, olmazsa olmazlar neler?Temizlik ve yaratıcılık olmak üzere 2 başlık çok önemli. İğnenin tek kullanımlık, steril, son kullanma tarihi olan bir ambalajda korunuyor olması, boyaların orijinal olup, sertifikalı olması, stüdyonun da dövme sanatçısının da temiz olması çok dikkat edilmesi gereken bir husus. Dövme sanatçısının kişiye özgün, şık, anlamlı, kişiyi yansıtan tasarımı yaratabilmesi, çok önemli 2.husus. Çünkü kalıcı bir şey yaptırdığınızda, ömür boyu kişiyi yansıtmaya hedefli değilse, dövme sadece bir süreye mahsus kısır bir simgeyse, işte o, sanat değil yapaylık içeren bir boya birikintisinden başka bir şeyi ifade etmez.

Keyifli sohbetiniz ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyoruz. Son olarak söylemek istedikleriniz…
Benim için de gayet keyifli bir röportaj oldu. İlginiz için teşekkürler. Bütün as okurlarına sevgiler.


DEMSA GROUP'UN MICHEAL KORS'A ÖZEL DAVETİ

Michael Kors kendi adıyla bir marka çıkaralı 30 yıl oldu. Amerika'nın örnek isimlerinden olmayı başaran ve markasını tüm dünyaya tanıtan Kors, Demsa Grup güvencesiyle İstanbul’daki moda severlere İstinye Park'ta kapılarını açtı.

Demsa Grup Yönetim Kurulu Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan, markayı Türkiye'ye getirmekten oldukça mutlu olduğunu ve ekibinin yaptığı hayli uzun araştırmalardan sonra bu çalışmanın gerçekleştiğini söyledi. Michael Kors, İstinye Park'ta tüm hanımların istedikleri her şeyi kolaylıkla bulma fırsatını bulacaklarını sözlerine ekleyen Sabancı, ‘’tüm ürünler tamamen Michael Kors tasarımıdır ve özel olarak yapılmıştır.’’ diyerek hanımların şıklıkların şıklık katacaklarını ifade etti.  Açılışa, Michael Kors eşi Lance Le Pere ile birlikte katılırken, cemiyet hayatının birçok tanınmış siması da gecede boy gösterdi.  












DÜNYANIN EN UZUN PODYUMU ANKARA'DA

Kentpark AVM önünde kurulan dünyanın en uzun podyumunda, Yasin Soy'un yaptığı koreografiyle aralarında 2 çocuğun da bulunduğu 250 manken yürüdü. Şenay Akay, Tuğba Özay, Ece Gürsel gibi ünlülerin de yer aldığı 100 manken ise Cemil İpekçi'nin kreasyonunu tanıttı. Yaklaşık yarım saat süren yürüyüşün ardından mankenler, kürsüde toplandı.

Sonrasında sahneye çıkan Cemil İpekçi, yaptığı konuşmada, dünyanın çok uzun ve acılı günlerden geçtiğini belirterek, bu uzun podyumla artık acılı günlerin bitmesini diledi.Türkiye'nin gülmeyi ve sevgiyi hak ettiğini ifade eden İpekçi, kurulan uzun podyumu geçmişe benzeterek, “Bugünden itibaren dünyada sadece sevginin olduğunu kaydedin. Binbir ayrı etnik gruptan da olsa birbirine kan bağıyla bağlanan insanlarla beraber yaşıyoruz” dedi.
Moda denince akla
İstanbul'un geldiğini anımsatan İpekçi, “Ama galiba Ankara, dünyanın en uzun podyum denemesinin de yapılmasıyla artık İstanbul'u geçiyor” diye konuştu.
İpekçi, defilelerinde artık yaş ve kilo sınırlaması olmadan 46 beden mankenlerin de çıkacağını belirtti.
Bir elinde dünya, bir elinde güvercinle podyumda yürüyen Şenay Akay'ın defilede giydiği kostümün, 1991'de İsrail'de 99 ülkenin katılımıyla yapılan “Barış Defilesi”nde üzerinde her dinden sembollerin olduğu barışı simgeleyen gelinlik olduğunu ve bununla ödül aldığını anlatan İpekçi, “Üzerinde ağarmış hakiki saçlar var birleşmeyi bekleyen. Ufak kareler de etnik grupları ve milletleri temsil ediyor. Bu nedenle barışı temsil ediyor. Benim özel koleksiyonum. Ülkenin ve dünyanın en çok barışa ihtiyacı olduğu bugün, bu kıyafeti sizlere sunmak istedim” dedi.